Orta Doğu Medeniyetlerin Beşiğinden Karanlık Çukurlara Nasıl Dönüştü

97
Görüntüleme

Orta Doğu bir zamanlar hoşgörü, eğitim, bilgelik, medeniyet yuvası iken son yıllarda kan, kavga, savaş ve kaos ortamına dönüştü. Nasıl mı? Tarihte yapılan hatalarla. Bu listemiz Orta Doğu’nun o parlak devirlerden bu günlere gelmesine yol açan tarihi dönüm noktaları üzerine.

Sünni – Şii Ayrılığı

632 yılında Arap Yarımadası’nda her şey çok güzeldi. Arabistan merkezli bir birleşme vardı, Hz. Muhammed ve O’na inananlar güçlüydü, fethedilecek bir çok yer vardı. Fakat son peygamberin vefatı ile işler karışmaya başladı.

Hz. Muhammed öldükten sonra yerine kimin geçeceğine karar verme süreci çok sıkıntılı oldu. Yakınları, Kayın babası olan Hz. Ebu Bekir’in ilk halife olmasını doğru buluyordu. Fakat başka bir grup ise Hz. Ali’nin ilk imam olması taraftarıydı. Bu anlaşmazlıktan sonra İslam dünyası Sünni (Hz. Ebu Bekir taraftarı) ve Şii (Hz. Ali taraftarı) olarak ikiye ayrıldı.

Yüz Yıllar Süren Anlaşmazlıklar

Sünni ve Şii’ler farklı düşünmelerine rağmen iyi geçiniyorlardı. İlk halife Hz. Ebu Bekir olsa bile, Hz. Ali 4. halife olarak seçilmişti. Hz. Ali öldükten sonra yerine oğlu geldi. Bir tane Şii halifenin yeterli olduğunu düşünen Sünniler Hz. Ali’nin oğlunu görevden aldılar. Bu durum sonraki 1.400 yıllık tarihi değiştirdi.

Şiiler kendi hiyerarşisini kurdu ve Hz. Ali’yi imam olarak seçtiler. Diğer halifelere biat etmediler. Zaman zaman iki grup beraber yol alsa bile anlaşmazlık durumlarında Şiiler hep zarar gören taraf oldu. 16. yüz yılda 40.000 Şii Osmanlı tarafından öldürüldü, ardından Hint İmparatorları Şii akademisyenleri diri diri yaktı. İngiliz kolonileri ise Irak’ta Şii isyancıları yakalamak için Sünni militanlar kullandı. Doğal olarak bu durumlar iki grup arasında daha fazla ayırıma yol açtı.

Suud Devleti’nin Kuruluşu

Bu problemler boy gösterirken Muhammed bin Abdülvahhab adındaki İslamik Reformcu iyice kızıyordu. Sünniler yeni kurallar getirirken (Resimlere tapmama gibi) Şiiler bu tip kuralları hiç umursamıyordu. Abdülvahhab ise bu katı kuralların daha da katı olması gerektiğini ve kuralları çiğneyenlerin dinden dönmüş sayılması gerektiğini düşünüyordu. Bunun cezası ise ölümdü.

Bu olaylarla beraber Selefilik mezhebi kurulmuş oldu ve Sünniler ile Suudi Arabistan Abdülvahhab’ı takip etmeye ve maddi destek sağlamaya başladılar. İlk Suud Devleti bu sayede kuruldu.

Osmanlı Sonrasının Haritalanması

Yüz yıllar boyunca Sünni Osmanlı Devleti Orta Doğu’yu bir arada tutan bir birleştirici güç olarak kaldı. Bu süper güç bir anlamda halifeliği devam ettiriyordu. Ardından 1. Dünya Savaşı geldi çattı.

Bu savaş Avrupa için kötü bir durumken Osmanlı için bir felaketti. İmparatorluk bir gecede silindi ve itilaf devletlerince haritada yeni devletler çizildi. Türkiye’nin tozlarından Irak, Suriye gibi yeni ülkeler gün yüzüne çıkarıldı.

Bu olaydaki en büyük sorun ise ortaya çıkan yeni devletlerin çok ortak noktalarının olmamasıydı. Şiiler ve Sünniler aynı yerde tutularak bir arada mutlu mesut yaşamaları istendi. Kürtler, Hristiyanlar, Yezidiler ve diğerleri birbirlerine çok yakın yerlerde bırakıldı. Zamanında Yugoslavya’ya yapılanın aynısı burada da yapılmış oldu. Etnik ayrılıklar kısa sürede ortaya çıkmaya başladı.

Bu Esnada İran

Bütün bu olaylar yaşanırken sahnede son bir oyuncu vardı ve perdenin arkasında bekliyordu. 1941 yılında İran Şah’ı itilaf devletlerince görevden alındı. Bu ise bölgedeki etnik gerginliğin tavan yapmasına sebep oldu. İtilaf güçleri İran’ın demokrasi taraftarı olmasına sevinirken seçimlerde sandıktan Muhammed Musaddık çıkmasına pek sevinemediler. Muhammed Musaddık laik, demokrasi yanlısı, islam karşıtı bir Marksiste dönüştü ve İngiliz bağlantılı Anglo-Fars Petrol Şirketi’ni devletleştirdi. İngilizler hiç zaman kaybetmeden Amerika’ya koştu ve Musaddık’ı indirip yerine Şah’ın oğlunu getirecek bir darbe hazırlattılar.

Yeni şah tıpkı babası gibi diktatördü. Demokrasiyi hiç beğenmemişti ve alternatifini arıyordu. Çözümü ise zorunlu Şii vaizlerinde buldu.

Suudi Arabistan’ın İşleri

Suudi Arabistan’a geri dönecek olursak 1970’lerde Selefilik tavan yapmıştı. Anti-Şii ve cihatçı ideolojiler Orta Doğu’da nefret söylemlerini artırıyor, Sünni-Şii gerilimini uç noktalara taşıyordu. Sonucunda ise ortaya El-Kaide çıktı.

Suudi Arabistan’ın iç işleri öyle tansiyonu yüksek hale geldi ki selefiliğin fişini çekmek imkansız hale büründü. Kraliyet ailesi selefiliği el altından desteklemeye de devam ettiği için bu mezhebin ister istemez daha büyük bir kitleye sıçramasına sebep oldular.

Bir Çin işkencesi vardır, kurbanın kafasına damla damla su bırakılır ve zaman içerisinde her damla adeta bir fırtına etkisi yaratır. Tıpkı bu şekilde Şii nefreti damla damla büyüdü. Suud hükümeti katı Sünni İslamı’nı Lübnan, Ürdün, Suriye, Bahreyn gibi komşularda yaymak için milyarlarca dolar harcıyordu. Sonuç olarak bir Sünni ile bir Şii artık birbirine nefretle bakmaya başladı.

İran Devrimi

Takvimler 7 Ocak 1978 tarihini gösterirken İran’da şah gidiyor yerine Ayetullah Humeyni geliyordu. Bu, İran’da katı bir Şii politikası demekti ve Suudi Arabistan panik içindeydi. Üstelik Humeyni, krallığın İslam’da yeri olmadığını; devrim sonrası İran’ın tüm müslümanları temsil ettiğini, Suudi Arabistan’ın artık işlevsiz olduğunu söylüyordu. 7. yüz yılda ortaya çıkan Sünni-Şii problemleri tekrar tavan yaptı. Takip eden yıllarda iki ülke kendi kurallarının doğruluğunu savundu. Suudlar vahhabileri maddi olarak daha çok besleyerek Şiilere nefret yaydırmaya devam etti.

Irak Felaketi

İran – Suud çekişmesi esnasında her iki tarafın da hemfikir olduğu tek bir husus vardı o da Saddam Hüseyin’in tehlikeli olmasıydı. Her iki ülke de Saddam’a karşı bir hamle yapmak istiyor fakat ilk hamleyi diğerinin yapmasını bekliyordu. 2003 yılında Amerika ikisinin yerine ilk hamleyi yaptı.

Saddam Hüseyin’in ölümü iki ülkenin güç oyunlarının son yapılması gerekenlerinden birisiydi. İşin daha kötüsü ise her iki ülke de Irak’ta ortaya çıkan boşluğu doldurma çabasına girdi. Suudlar Saddam’ın görevden alınan Sünni adamlarını Şii yönetime karşı ayaklandırmaya başladı. İran ise görevdeki Şii yönetimi Sünnilere karşı kanlı görevler için cesaretlendirdi. Sünniler El-Kaide olarak biliniyordu ve onlardan bir kısmı IŞİD olarak sahneye çıktı.

Güç Oyunları

Saddam Hüseyin’siz ve ateş içindeki bir Irak’tan sonra İran ve Suudlar daha büyük güç oyunlarına girişti. Lübnan, Bahreyn ve Yemen’de Sünni-Şii çatışmalarına destekler sağladılar, propagandalar yaptılar ve bu çatışmayı tekrar ve tekrar ısıtıp sahneye sürdüler. Onca propagandadan sonra Sünni veya Şii taraflarından birini tutmamak imkansız hale geldi. Tıpkı Birleşik Krallık’ta protestan – katolik ayrımı gibi bu ayrım da hayat memat meselesine dönüştü.

Ardından Arap Baharı patlak verdi. Diktatörler devrildi, savaşlar patladı, düşünceler yıkıldı. Suudi Arabistan ve İran yeni düzenin kontrolünü ele almak için çabalar sarf etti ve Suriye meselesi patladı.

Suriye Cehennemi

2011 yılında cihatçıların iyice kaynayan kanları Suriye’de patlak verdi. Suudlar, Şii dostu diktatör Esat’ı düşürmek için bir fırsat bulmuştu. İran ise burnunun dibinde Sünni bir ülke daha istemiyordu. Yine her zaman olduğu gibi Amerika ve bir takım Avrupa ülkelerinin desteği ve gazı ile Suriye günümüzdeki halini aldı. Batı dünyası İran taraftarı olarak saf tuttu. Bu kadarla biter mi? Elbette bitmez. Sırada hangi Orta Doğu ülkesi var, tahmin edin.

Kazanan ister Sünni ister Şii olsun. Bu kafayla medeniyetlere ev sahipliği yapmış; zamanında bilgeliğin, bilimin, hoş görünün ön planda olduğu Orta Doğu hep kaybeden olacak.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuz girin
Lütfen adınızı girin