Gerçek Olması Muhtemel Tarihi Efsaneler

51
Görüntüleme

Geçmişle ilgili anlayışımız yeni ipuçlarına ve yeni fikirlere dayalı olarak sonsuza dek sürekli bir değişim halindedir. Birçok tarihsel yazı güvenilir olmadığından çoğunlukla eski iddiaları yalnızca hikayeler olarak düşünürüz. Ama bazen sadece bir efsane olduğu varsaydığımız bir şeyin doğru olduğu ortaya çıkabilir. Bu yazımızda efsane olduğu düşünülen ama gerçek olabilecek hikayeleri derledik.

1. Vikinglerin Efsanesi: Sverris Saga

1184 ile 1202 yılları arasında Sverre Sigurdsson, Norveç Kralı olarak hüküm sürdü. O zamanlardaki ulusun en önemli hükümdarlarından biri olmasına rağmen, onunla ilgili birçok bilgi tek bir kaynaktan geliyor: Sverris Saga. Bu tarihi yazı kralın yakını olan Karl Jonsson tarafından kaleme alındı. Sverre’nin saltanatı konusundaki yazdıkları ne kadar makul görünüyor olsa da Norveçli piskoposlar ile Papa arasındaki bazı mektuplarda küçük referanslar dışında bunu doğrulamak için çok az kanıt vardı.

Son zamanlarda destanın en azından bir kısmı dikkat çekici bir şekilde teyit edildiğinde değişti. 1196’da Sverre, Baglers diye bilinen ve onu devirmek isteyen bir grupla iç savaşa girdi. Ertesi yıl Baglers, Trondheim’daki Sverresborg Kalesi’ni aldı. Duvarları yok etti, her binayı yaktı, tüm değerli eşyaları ele geçirdi ve son olarak bir adamı kuyuya attı ve suyu kullanışsız hale getirmek için kuyuyu taşlarla doldurdu. Arkeologlar şu anda o adamı bulduklarına inanamıyorlar fakat buldular.

Kalenin yeri bir süredir biliniyordu ancak kuyunun yerini arkeologlar yakın zamanda keşfettiler. Kazılar bittikten sonra bir iskelet buldular. Karbon testleri iskeletin kabaca 800 yaşında olduğunu gösterdi. Bu, Sverris Saga’yı yalnızca inandırıcı kılmadı aynı zamanda asırlık hikayelerin fiziksel kanıtlarla desteklenmesini nadir olarak gösterdi.

2. Ok Ve Yay Savaşları

Quinhagak 1.000’in altında bir nüfusa sahip Alaska’da küçük bir kasabadır. Birkaç yıl önce bölgede Yup’ik eserlerinin paha biçilemez bir hazinesi olduğu ortaya çıktığında oldukça dikkat çekici hale geldi. Yup’ik yaklaşık 3000 yıl önce Alaska’ya ilk yerleşen bir grup Eskimo halkıdır. Quinhagak çevresindeki bölgede 14. yüzyıldan itibaren yaşıyorlardı ve son zamanlardaki arkeolojik keşifler bölgede en az üç yüz yıl yaşadıklarını göstermektedir.

Nunalleq adı verilen arkeolojik alan aslında Quinhagak kasabasının dışında bulunuyor ve Yup’ik eserlerinin en büyük koleksiyonu olduğu kanıtlanmış. Binlerce madde kurtarıldı ancak koleksiyonun büyük bölümü kaybolmuş gibi görünüyor. Arkeologlar sahanın her geçen gün artan erozyona maruz kalmasından dolayı eserleri kurtarmak için zamanla yarışıyorlar.

Deneysel kanıtlar bu topluluğun dilden dile dolaşarak günümüze gelen hikayelerinin doğruluğunu kanıtlıyor. Özellikle 17. yüzyılın ortasında Ok Ve Yay Savaşları adıyla bilinen köyler arası kanlı savaşlar ve katliamın yapıldığı bir yerin varlığı bu kanıtlarla sabit. Efsaneye göre, saldırganlar köyü ve içindeki herkesi yaktı buna köpekler dahil. Ateşten sağ kurtulan herkes oklarla vuruldu ve parçalandı. Arkeologlar insanın ve köpeğin beraber yanmış iskelet kalıntılarını burada buldular.

3. Canavar Dalgalar

Yüzlerce yıldır denizciler, gemi ve mürettebatlarını denizlerin derinliklerine gömen devasa dalgaların hikayelerini anlattılar. Denizdeki efsanelerin sayısına bakıldığında, bu da başka bir gereksiz hikaye olarak önemsenmedi. Fakat 1995 yılına geldiğimizde canavar dalgaların varlığı ile ilgili kesin kanıtlar bulundu.

Bu dev dalgaların bugün gerçek olduğuna dair şüphe yok. Büyük boyutlarının yanı sıra öngörülemeyen ve spontan gelişen yapıdadırlar. Dünya’nın en büyük dalgaları olmasa bile bu dalgalar bulundukları konuma göre güçlü akımlar ve sert rüzgarlar sayesinde normalden daha büyük gelirler ve büyük bir etki yaratırlar.

1995 yılı Yılbaşı gecesinde bu dalgalar teyit edildi. Norveç kıyılarındaki Kuzey Denizi’ndeki Draupner platformuna 25,6 metre yüksekliğinde büyük bir canavar dalgası vurdu. Draupner dalgası, aletlerin kaydettiği türünün ilk örneğiydi ve yüzyıllar boyu toplanan kanıtlara bilimsel destek verdi.

Canavar dalgaların varlığının teyit edilmesi okyanus bilimcileri deniz anlayışımızı yeniden gözden geçirmeye zorladı. Daha önceleri dalga yüksekliğini öngörmek için doğrusal bir matematiksel model kullandılar. Bu 10.000 yılda bir gibi nadir bulunan canavar dalgalarını bekleyen Gauss eğrisi ile sonuçlandı. Şimdi bir çok gizemli olayın ve kaybolmaların arkasında bu canavar dalgaların olduğuna kesin kanaat getirebiliyoruz.

4. La Ciudad Blanca (Beyaz Şehir)

La Ciudad Blanca (Beyaz Şehir), Honduras’ın Mosquitia bölgesinde bir yere saklandığı söylenen efsanevi bir şehir. El Dorado’ya benzer şekilde, Maymun Tanrısı Kenti olarak da bilinen La Ciudad Blanca’nın bilinmeyen zenginlikleri olduğu söyleniyordu ve bu efsaneyi ilk önce İspanyol fatihleri aracılığıyla Avrupalılar duymuştu.

La Ciudad Blanca’ya olan ilgi, 20. yüzyılın başlarında birkaç kişinin varlığını kanıtladığı zaman yeniden canlandı. En çok dikkat çeken olay ise maceraperest Theodore Morde, kayıp şehri 1940’da bulduğunu iddia etti. Fakat yerini hiç kimseye söylemedi ve ölümünün intihar olduğu söylendi.

Bundan on yıllar sonra arkeologlar bir zamanlar henüz kimliği belirlenemeyen bir medeniyete ev sahipliği yapan bozulmamış bir yerleşim yeri buldu. Bu site en son teknoloji LiDAR (Işık Algılama ve Aralığı) ile 2012 yılında bulundu ve geçen yıl kazmaya ilişkin araştırmalar başladı. MS 1.000 ile 1.400 arasında tarihlendirilmiş onlarca eser halihazırda kazılmıştı.

Diğer arkeologlar keşiflerin sansasyonel olduğu konusunda eleştirdiler. Bununla birlikte sorumlu ekip, sitenin La Ciudad Blanca ya da Morde tarafından bulunduğu iddia edilen kayıp şehir olduğunu asla söylemediklerini belirterek bulgularını savundu. Gerçekten Honduras’ın ormanının merkezinde tek bir mistik kentin hiç olmadığı, ancak Mosquitia’da bulunan ve çok daha büyüleyici, yani Kolomb öncesi bir uygarlığı yitirmiş bir şeyin işaret ettiği birçok site varmış gibi görünüyor.

5. Korsan Ganimetleri

Batık korsan zenginliklerinin efsaneleri yüzlerce yıldır hazine avcılarını heyecanlandırdı ve kuşkusuz gelecekte de bunu yapmaya devam edecektir. Modern çağda en önemli keşif 1984 yılında bir zamanlar Whydah Gally’nin kaptanlığını yaptığı Black Sam Bellamy’nin enkazını bulduğumuzda gerçekleşti. Sadece korsanın kimliğinin somut kanıtı değil, aynı zamanda gerçek korsan hazinesi olan 100.000’den fazla altın parçasının bulunmasıydı bu.

1996 yılında özel bir firma pek meşhur olmayan “Queen Anne’s Revenge” (QAR) gemisinin enkazını buldu. Ünlü Kabasakal tarafından yönetilen The Revenge, yedi denizin sinsice karıştığı en ağır silahlı gemilerden biriydi. Denizin derinliklerden kurtulmak yavaş bir süreçtir. Whydah Gally’den farklı olarak bu gemide herhangi bir hazine yoktu ve tarihçiler Kabasakal’ın bunu bilerek batırmış olabileceğine inanıyorlardı.

2012’de Port-au-Prince olduğu tahmin edilen bir enkaz Tonga sularında bulundu. Efsaneye göre Kral Ulukalala ve adamları mürettebatı katlettiler ve içindeki demir yükleri çıkarıp gemiyi batırdılar. Eğer bu doğru çıkarsa Tonga tarihinin önemli bir bölümünü doğrulayacaktır.

Korsanlığın Kutsal Kasedi Kaptan Kidd’in hazinesi olmaya devam ediyor ve geçen yıl insanlar sonunda bulabildiklerini düşünüyorlardı. Kidd’in Macera Kadırgası olduğuna inanılan bir kaza 50 kg gümüş külçe ile birlikte bulundu. Maalesef daha sonra liman yapımı sırasında külçenin %95’i kaybedildi.

6. Tarihi Su Temizleme Hilesi

Modern teknolojinin ve tıbbın binlerce yıl önce kullanılan herhangi bir uygulamayı geride bıraktığını düşünebilirsiniz. Aslında antik Mısırlılar bugün kesinlikle kullanışlı olacak olan bir numara ile suyu temizlemiş olabilirler.

Arkeolojik kanıtlar Mısırlı kadınların Moringa oleifera ağacının tohumlarını kil su kaplarının içlerine sürtmekte kullandıklarını ve bunun suyu temiz ve taze tuttuğu görüşünde. Birkaç bin yıl sonra Penn State Üniversitesi’ndeki araştırmacılar, eski Mısırlıların doğru yolda olduğunu kanıtladı.

Moringa tohumlarının arındırma potansiyelini bir süredir biliyoruz, ancak geçen yıla kadar bilim adamları nedenini anlamamıştı. Tohumlar, Moringa Oleifera Katyonik Proteini (MOCP) olarak adlandırılan pozitif yüklü bir protein içeriyor. Bu protein bakterileri öldürüp bir araya topluyor ve bulunan kabın altına düşürüyor. Araştırmacılar yağışlı mevsimlerde olgunlaştıklarında tohumların hasat edileceğini bile keşfettiler.

Mısırlılar bunu yalnızca basit bir şekilde kullandılar. Tohumlardan alınan organik madde suda kalıyordu ve bakteri canlılığı için bir besin kaynağı oluşuyordu. Bu da suyun depolarda temiz kalmadığı, bakterilerin yaşamaya devam ettiği anlamına gelir. Bununla birlikte aynı araştırma ekibi, bir kum karışımı ve tohumun suyun içinden geçirilmesi, temizlenmesi ve daha sonra depolanması için bir filtre olarak kullanılabileceğini gösterdi.

Görünen o ki 2.000 yıl önce bizden gelişmiş insanlar vardı.

7. Gizli Yeraltı Tünelleri

Meksika’nın Puebla kentinin altında gizlenmiş olan gizli eski tünellerden uzun zamandır bahsediliyor. Geçen yılın sonlarında, bu popüler şehir efsanesi bir gerçek oldu ve tüneller kamu işleri bakımı gerçekleştirirken kent yetkilileri tarafından bulundu.

Keşif çok yeni ve hala ortaya çıkarılacak çok ayrıntı var ancak uzmanlar tünellerin 1531’de şehrin kuruluş zamanı yapıldığına, yani yaklaşık 500 yıllık olduğuna inanıyor. Şimdilik dört ayrı giriş var Puebla’nın en eski kaleleri ve kiliseleri arasında uzanan tüneller de bulunmuştur. Bu işgal kuvvetlerine karşı savunmacı amaçlarla kullanılan tünelleri belirtir.

Güney Amerika’nın en eski İspanyol sömürge şehirlerinden biri olan Puebla’da yapılan ilk keşif bu değil. Yıllar önce 1861’deki Franco-Meksika Savaşı’na tarihlenen savunma siperlerine de rastlanmıştı.

İşçiler ayrıca yüzlerce yıl önce meydana gelen bir sel sonrasında tamamen gömülmüş eski bir köprü buldu. Tüneller çamurla doldurulmuşlardı ve onları kazmak için hala çalışmalar devam ediyor. İşleri bittikten sonra şehir yetkilileri 500 yıllık tünelleri turistik bir yere dönüştürmeyi umuyorlar. Aynı zamanda onlarca tünelin hala Puebla şehri altında saklanabileceğine inandıklarından, daha fazla geçiş yolu arayışlarına devam edecekler.

8. Kana Susamış Vikingler

Vikingler yüzyıllar boyunca tüm dünyada kasvetli kana susamış barbarlar olarak kabul edildi. Efsaneler, zulümlerinin yayılmasıyla onları oldukça korkunç bir üne kavuşturdu. Bununla birlikte son zamanlarda onları daha yumuşak bir ışık altında canlandıran bir hareket var. Bu yeni fikir ortaya çıktıkça bilim adamları Vikingler’in köleliğin ve insan kurbanının iki yeni yönünü inceleyerek fikirleri ayrıştırmaya başladı.

Yeni ipuçları köleliğin Viking ekonomisinde önemli bir rol oynadığını gösteriyor. Bir Arap coğrafyacı, MS 977’de Viking köle ticaretinden bahsediyor. Diğer kaynaklar İskandinavya’nın Akdeniz’e ve Orta Doğu’ya uzanan Avrupa’lı köleler için bir merkez olmasından bahsediyor.

Bazı tarihçiler köleliğin yağmalama içinana motivasyonlarından biri olduğuna inanıyorlar. Vikinglerin denize ilgili doğası yelken açmak için yüne ihtiyaç duymalarına sebep oldu ve yün ihtiyacını karşılamak için başladıkları tarım günden güne arttı. Bazı antik eserlerin kölelere yaptırıldığı düşünülmektedir.

Vikinglerin insanları kurban etme hikayeleri uzun zamandır tartışılıyor. Nordic sagas adlı yazıt, Odin’in kurban istemesinden bahsetse bile, bu bir efsane olarak görülüyordu. Arkeologlar, Trelleborg’da çocukların ve hayvanların öldürüldüğü, mücevherat ve aletlerle kuyuya atıldığı bir sunak buldu. Viking mezarlarının diğer kalıntılara yakın olmayan başıboş kalmış iskeletler içerdiği tespit edildi. Yani efendileri öldüğünde köleler de kurban edilmişti.

9. Piramitlerin Gizli Odaları

Muhtemelen gezegende, firavun mezarından daha fazla efsaneye sahip herhangi bir mezar yeri bulunmamaktadır. Ve firavunlara gelince hiçbiri Tutankhamun’dan daha ünlü değildir. Bu yüzden hepsi Nicolas Cage’in rol aldığı bir film gibi görünüyor, ancak arkeologlar gerçekten de, genç firavun mezarında gizli bir oda bulduklarına inanıyorlar.

Odanın eski Mısır’ın en büyük gizemlerinden biri olan Kraliçe Nefertiti’nin mezar yerinin cevabını elinde tuttuğuna inanıyorlar. En yüce dönemlerinden birinde Mısır’ı yönetti ve eski tanrıları Güneş Tanrısı Aten’i değiştiren yeni bir tek tanrılı dini yarattı. Ölümü ve gömülmesi uzmanlar arasında çok sayıda tartışmanın konusu olmuştur.

Tutankhamun’un mezarıyla ilgili bu yeni hipotez Mısırolog Nicholas Reeves tarafından ileri sürülmüştür. Dekoratif resimlerde bulunan ince çatlaklar duvarların arkasında daha fazla oda olduğunu gösteriyordu. Mısır Eski Eserler Bakanı, mezarın bazı odaları gizlediğine kesin olarak inanılan bir destek buldu ve bu odalardan birinde Tutankhamun mezarının olabileceği fikri oluştu.

Reeves’in ya da başkasının bu efsaneyi ispatlamak için mezarın duvarına delik açmasına izin verilmesinin hiçbir yolu yoktu, bu yüzden yapılacak en iyi radar kullanmaktı. Bu sonuçlar tartışmalı olduğu için uzmanları bölüştürdü ve net bir bilgi henüz ortaya çıkmadı.

10. Kartaca’nın Çocuk Kurbanları

Yüzyıllardır Kartacalıların çocuklarını kurban ettiği hikayeler Yunanlılar ve Romalılar tarafından propaganda olarak kullanıldı. Geçen yüzyılın başında arkeologlar Karadağ bölgelerinde kazılar yapmaya başladılar ve tophets olarak bilinen mezarlıklar buldu. Mezarlıklar yakutlara yerleştirilen ve mezar taşları altında gömülü olan yakılmış kemikler içeriyordu. Yakın zamana kadar akademisyenler bunların doğum sırasında ya da doğumdan sonra ölen bebeklerin kalıntıları olduğunu iddia etti. Adil olmak gerekirse, buna hala inananlar var.

Doğru olsa bile, mezarlıkların daha sadık bir amaca hizmet ettiğini iddia eden araştırmacılar son yıllarda güçlü kanıtlar sundular. Mezar taşlarındaki yazıtlar tanrıların kutsamasına işaret ediyorlar. Bazı mezarlar kuşkusuz tanrılara kurban olarak sunulan hayvan kemikleri içeriyor ve insan kalıntıları olan mezarlarla aynı şekilde sunulmuşlar.

Hipotezin destekçileri de istatistiksel bir anomaliye işaret etmektedir. Bu kalıntılardan yüzlerce bulgu bulmuşken, tophets gerçekten çocuklar için ayrılmış mezarlıklar olsaydı, o zamanların bebek ölüm hızları göz önüne alındığında çocuk sayısı anormaldi. Kartaca antik zamanların en büyük şehirlerinden biriydi, ancak bu mezarlarda yılda ortalama 25 çocuk bulunuyordu. Çocukların kurban edilmesi antik dünyada nadir görülen bir şey olsa da, bazı tarihçilerin modern standartlarımızı kullanarak canlandırmaya çalıştıkları düşünülemez tabu değildi. Hatta bazıları ilk Kartacalıların bu efsanevi dini geleneği yerine getirebilmek için esas evleri olan Fenike’yi terk ettiklerini düşünüyorlar.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuz girin
Lütfen adınızı girin